KÜS DURMAK - DARGINLIK

KÜS DURMAK  - DARGINLIK

Mü’min kardeşlerin birbirlerine küsmeleri ise hiçbir zaman tasvîp edilmeyen kötü bir davranıştır. Mü’minler, birbirleriyle münâsebetlerinde aslâ bu merhamet ve muhabbet dâiresinden çıkmamalıdırlar. Zîrâ Allâh’ı sevme ve O’na yakınlık peydâ edebilmenin yolu ve netîcesi budur. Allâh Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de mü’minlerin kardeş olduğunu beyân buyurur. Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem de din kardeşleri arasında sağlam bir muhabbet bağı tesis edilmeden kâmil bir îmâna ulaşılamayacağını bildirir. Bu muhabbetin sağlanabilmesi için de, ümmetine aralarında selâmı yaymalarını tavsiye eder. 

Mü’minlerin birbirlerini sevmeleri, Allâh’ın râzı olduğu güzel bir haslettir. İki cihan saâdeti de bu muhabbete bağlıdır. Nitekim Fahr-i Kâinât Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet günü Allâh Teâlâ şöyle buyurur: Celâlim hakkı için, bana itaat maksadıyla birbirlerini sevenler nerede? Hiçbir gölgenin bulunmadığı bugün, onları gölgemde gölgelendireceğim, onları muhâfaza edeceğim.” (Müslim, Birr, 37) “Allâh Teâlâ: «Ben’im rızâm uğrunda birbirlerini sevenler için, peygamberlerin ve şehîtlerin bile gıpta edeceği nurdan minberler vardır.» buyurdu.” (Tirmizî, Zühd, 53/2390) Küskünlük hakkında hadisler Hz. Ebu Eyyüb radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki : Bir müslümana, kardeşine üç günden fazla küsmesi helal değildir. Yani, bunlar karşılaşırlar da her biri diğerinden yüz çevirir. Bu ikisinden hayırlı olanı, birinci olarak selâm verendir. Hoşgörülü olmalı Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan, yani mümin herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır. Bir kusurundan dolayı iyi bir kimseye darılmamak gerekir. Dargınlık olsa bile 3 günden fazla sürmemelidir. Bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Bir müminin din kardeşiyle üç günden çok dargın durması caiz değildir. Üç gün geçtikten sonra, onunla karşılaşırsa, ona selam verip hatırını sormalıdır. O kimse selamını alırsa, birlikte, sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.) [Ebu Davud] Zamanın birinde, birbirine bitişik iki çiftlikte yaşayan iki kardeş varmış. Günlerden bir gün, bu iki kardeş arasında, bir anlaşmazlık baş göstermiş. İki kardeş arasında, o zamana dek ilk defa görülen bu anlaşmazlık, giderek büyüyünce iki kardeş arasında, ayrılığa neden olmuş.  Kardeşler, birbirlerine sadece küsmekle kalmamışlar. Yıllarca ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları tüm araç gereçlerini ve hatta, mal varlıklarını da ayırırlar kardeşler. Keza, küçük bir yanlış anlama sonucunda başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık, günbegün büyüyen bir uçuruma dönüşmüştür. En sonunda, iki kardeş arasında, önce şiddetli bir kavga; daha sonra, ürkütücü bir sessizlik yaşanmaya başlanmış. Bir sabah, büyük kardeşin kapısına bir usta gelmiş,elinde bir marangoz çantasıyla. Ev sahibinden geçici bir iş isteyerek “Yapılacak ufak tefek bir işiniz varsa, size yardımcı olmak isterim.” Ev sahibinin aklına o an bir “iş” geldi. “Evet, sana göre bir işim var.” Küçük kardeşinin çiftliğini işaret ederek, “Şu derenin karşısındaki çiftlik, komşumundur. Daha doğrusu, benim küçük kardeşimindir.” “Geçen haftaya dek benim çiftliğim ile onun çiftliği arasında bir otlak vardı.” “Gel gör ki; kardeşim, buldozeri ile oraya ırmak bendi yaptı.” “Şimdi ise, aramızda, otlak yerine çiftliklerimizi birbirinden ayıran bir dere var.” Usta, ev sahibinin dediklerini dikkatle dinledikten sonra, “Benden ne yapmamı istiyorsunuz?” diye sordu. Ev sahibi, önce kuşkusunu; daha sonra, kararını açıkladı: “Kardeşim, bunu bana acı vermek için yapmış olabilir. Ama, ben, şimdi onun bu yaptığından daha büyük bir şey yapacağım.” Bunları söyledikten sonra, ustaya duvarın dibinde duran kütükleri gösterdi. “Senden bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasında, üç metre yükseklikte, bir çit yapmanı istiyorum.” “Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki; gözlerim, kardeşimin çiftliğini bir daha asla görmesin.” Usta, başını salladı, “Şimdi bana çivilerin, kazma-küreğin yerini gösterin ki; hemen işime başlayayım.” Bunun üzerine, ev sahibi, ustaya kazma-küreğin ve çivilerin olduğu yeri gösterdi. Akabinde, alışveriş yapmak üzere, şehre gitti. Usta ise, tüm gün boyunca, ölçerek, keserek ve çivileyerek, sıkı bir biçimde çalıştı. Akşam, güneş batarken, işini bitirmişti. Ev sahibi de alışverişini tamamlamış evine dönüyordu. Çiftliğe gelir gelmez, ustanın yaptıklarına baktı. Şaşkınlıktan gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı. Karşısında, yapılmasını istediği çit yoktu. Bunun yerine, derenin bir yakasından öteki yakasına uzanan görkemli bir köprü vardı. Öyle bir köprü ki; biri kendi çiftliğinin toprağına; öteki ise, küçük kardeşinin çiftliğinin toprağına oturtulmuş iki ayak üzerinde, yanlarındaki korkuluklara varıncaya dek tüm ayrıntılarıyla yapılmış ve tam anlamıyla, “usta işi” denilecek kusursuzlukta bir köprü… Ev sahibi, halen geçmeyen şaşkınlığıyla, köprüyü seyrederken, karşı çiftlikten birinin gelmekte olduğunu gördü. Dikkatlice baktığında, gelen kişinin komşusu yani küçük kardeşi olduğunu anladı. Kardeşi kollarını iki yana açmış, köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu. “Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü söze rağmen, sen, bu köprüyü yaptırarak, ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan olduğunu gösterdin.” “Şimdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarını açarak, bana doğru gel!” Hemen sonra, köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen iki kardeş, köprünün ortasında bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar. Her niyeyse, büyük kardeş, arkasına baktı. Arkasına baktığında, çantasını toplayıp, oradan ayrılmakta olan ustayı gördü.     “Gitme, dur! Bekle!” diye seslendi ustaya. “Sana yaptıracağım birkaç iş daha var.” Usta, gülümsedi. “Ben, buradaki işimi tamamladım. Gitmem gerek” dedi ve ekledi, “Yapmam gereken daha çok köprü var.”  Harika bir kıssaydı değilmi  bu kıssadan hisse almayı nasip etsin rabbimiz. Hissemiz şudurki : “Birbirine dargın iki kişiden, hangisi önce selam verirse, günahları affolur. Verilen selamı öteki almazsa, melekler alır. Selam almayana da şeytan, sevinçle iltifatta bulunur.)  [İbni Ebi Şeybe] Mevla şeytandan uzakta meleklerin  aldığı selamların  nidasıyla aleyküm selam. Allahın cc selamı ruhumuzun sükütu ve sükunu  olsun inşaallah. 

KABENİN KOMŞUSU